![]() | Bugün | 27 |
![]() | Dün | 117 |
![]() | Bu Hafta | 27 |
![]() | Bu Ay | 484 |
![]() | Hepsi | 19863 |
Anılar
Hatirladiklarimdan bazilariHatirladiklarim Arik boyu yükselmis yaban nanelerine yarpuz derdik, ne güzel kokardi, dedemle arik boyu tarlalari sulamak icin suyu kontrole gittigimizde. Ilik Süte katilan bir kac damla patlak( olmamis incir) sütüyle teleme yapardi babaannem bize, acaba hala yapiyor mu bizim kalemeydanlilar? Üzerine birazda ya pekmez yada toz seker dökerdik, ne tatli kokardi, sanki simdi hala kokusunu aliyorum gibi. Ilkbaharda Firat kizgin bir at misali cosardi, yatagi ona dar gelirdi, sanki birileri ona bir sey diyecekmis gibi kükrer dururdu, bu zamanlarinda önüne ne cikarsa toplar getirirdi, bizim evin alt tarafinda sig bir kenara dedem Süllüm dedigimiz tahta merdiveni sabitlestirirdi, üzerine eski bir cul takardi. Gelen odun, dal, bucak, kök burada takilir kalirdi, ne kadar gülerdim Firata o zamanlar, hadi derdim, bunuda sök götür bak dedem senden daha akilli, seni yendi, seni kandirdi, elindeki odunlari aldi der sevincimi yüksek sesle bagirirdim ama bir yandanda korkardim ya Firat bana kizipta her seyi alip götürür diye. Kenarlari cirtikli bakir sahenlerimiz vardi, bir zaman geldiki, kadinlar üc bes plastik tabaga bunlari degisti. Katmer katmer acan top nergizlerimiz baharda kokusunu fora ederdi, helede günün ilk isiklariyla koku dahada bir yogunlasirdi. Yillardir bahcemde bir igde agacinin hayalini kuruyorum. Behcemizde kiyidan eve cikilan yolakin her iki tarafina dedem Igde agaclari ekmisti.Dedemgile gittigimizde, yolak basindan eve kadar bu koku bizi mest ederdi. Annemin anlattigi bir hikaya var. Dedesi bir gün kuyubasina dogru yaklasirken, otlarin arasindan kendisine gelen bir sesle irkilmis, etrafina bakinmis ama kimseyi görmemis, yalnizca hizmetlinin biri „Bu Azapa bir tas su veren olsa, babasinin anasinin hayrina“. Dede yaklasiyor ama Azap hala yorgun yattigi cimenlerin üstünden böyle mirildaniyormus. Dede yaklasiyor ve „ Azap ayaga kalk, cabuk bana bir sitil su cek kuyudan „ der, Azap kuyudan suyu ceker dedeme uzatir, „Buyur Beyim“ diyince dedem hayir sen iceceksin der ama adam buna yanasmaz, cünkü o zamanlar beyin yaninda icmek ayipmis. En sonunda dedem „ sana emrediyorum, cabuk ic“ diyince adam icer ve Beyim anan, baban nur icinde yatsin „der annem bunu hep dedesini anlatmak istediginde dile getirirdi, bende burada diger torunlai icin yazili hale getirdim. Dedesinin cocuklara olan saygisini bir balik hikayesiyle anlatirdi, Ali dede baliga giderken anneme sorarmis, „kac tane balik tutayim“ annemin verdigi cevap kadar balikla gelirmis eve. Ya bir cocugun sözüyle mi hareket ediyorsun diyenlerede“ Cocuk kalbini kirmamak gerek dermis. Anenmin sözlerinde bugün bile dedesi icin duydugu o gururu hissederim. Teyzemin kocasi Neset amca evin bas kösesine kurulur, sazi eline alir , güzel sesiyle bize ne türküler okurdu, keske cocuklari cikipta burada bunlar nelerdir, buraya siteye yazsalar. Savasin acilarini anlatirdi, Palamutu küllü suda kaynatip acisini alip, onu ögütüp unundan ekmek yapardik der anlatirdi, nerede bir palamut agaci görsem, yüregi alabildigine insan sevgisi dolu bu güzel insani animsarim. Leyla teyzem nereye dönse, oraya bakardi, cünkü onalti sene nisanli kalip evlenememisler. Aklimda kaldigiyla, Sait dedem arik boyunca yürürken cok yanik bir sesin, dertli bir insanin askini saz esliginde sözlere döktügünü duyar, sarki bitene kadar bekler ve seslenir“ Neset anana söyle gelip dügününü yapsinlar“ der. Onalti sene bekleme böylelikle son bulmustur. Dede diyince aklima önce Ahmet Yener amca gelir, ak sakalli, nur yüzlü bir ihtiyardi. Evlerinin ikinci katinda terasta koca bir tahtta oturudu, bir gün aksam karanliginda onlara gitmistik, Ahmet dede üstünde uzun beyaz bir entariyle oturuyordu, „ Dede sen kadin olmussun“ dememle birlikte, diger akrabalarinda kahkahalari kulagima calindi. Uzun yillar bunu söyleyip bana gülmüstü. Babam yillik iznini gecirmek üzere annemi beni alip köye gittiginde, orada seker portakalindan bahseder, oradaki büyükler babama cok takilip gülerler. Babam ertesi gün Mersine gider, bir cuval seker portakalini alip gelir, büyükleri bir daha davet eder, gelin seker portakali yemeye der. Her sene köye giderken bir cuval portakalla giderdik. Dedem cok severdi.er Annem hala bu portakalin mersinde Atatürk parkinda oldugunu söyler, yillardir bende yemedim vede görmedim. Bir köpegim vardi adi Gümüs tü. Bütün gün onunla saga sola kosar, Meydanin bir basindan bir basina gider gelirdim. Nerede bahcemizden birisi bir sey calmaya , yani gencler saka olsun diye bizim agaclarin üstüne ciksa, avazim ciktigi kadar bagirir, nenoo kos, incirlerimizi caldilar diye ortaligi inletirdim, bir gün Sait abiyi bizim incir agacinin üstünde görünce yine ayni sekilde bagirtimdan korkup hepsi kiyda kumun üstüne yuvarlanmislardi. Bahcemizde bir urumdudu vardi, yani öyle kalmis aklimda. Dedem ondan bir ilac yapardi, bebeklerin agzindaki pamukcuklara, mantarlara karsi, ama ben daha o dudu baska bir yerde görmedim. Ne kadar güzel ve temiz giyinirdi dedem, daha dogrusu köydeki bütün erkekleri öyle hatirliyorum. Ve yillar sonra Cemal dayimdan duydumki dedemde benim oglum Onur gibi hep bir kirmizi atki takarmis, oglum dedemi hic görmedi, ama ayni seylerden zevk alabiliyormus demekki….
Anemden duyuduklarim „Yasliliginda, genc kadin alma el icin“ Babam cok söylerdi. Bilen bilir, bilmeyen bir tutam mercimek sanir. Agaca dayanma kurur Duvara dayanma yikilr Insana güvenme ölür
|
|
|







